Türkiye Cumhuriyeti

Düsseldorf Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

DİTİB Duisburg Merkez Cami / Eğitim ve Diyalog Merkezi Yeni Yıl Resepsiyonu, 07.02.2017

Duisburg Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Sören Link,
Duisburg Emniyet Müdürü Sayın Elke Bartels,
DİTİB Duisburg Merkez Cami Dernek Başkanı Sayın Necati Mert,
Eğitim ve Diyalog Merkezi Başkanı İsmail Komşucuk,
Sevgili vatandaşlarım,
Kıymetli basın mensupları,

DİTİB Duisburg Merkez Cami Derneği ile Eğitim ve Diyalog Merkezi tarafından düzenlenen yeni yıl resepsiyonu vesilesiyle aranızda bulunmaktan mutluluk duyuyorum.
2017 yılının Almanya Türk toplumuna huzurlu ve güzel günler getirmesini, Türkiye-Almanya ilişkileri için de karşılıklı anlayışın ve işbirliğinin canlandığı bir yıl olmasını diliyorum.
Yeni yıl konuşmalarında geçen yılın muhasebesini yapmak bir gelenek olduğundan ben de birkaç şey söylemek istiyorum.
Geçtiğimiz yıl hem Türkiye için, hem Almanya’da yaşayan Türk toplumu için, hem de iki ülke ilişkileri bakımından çalkantılı ve zorlu bir yıl oldu.
Türkiye’de bir yandan PKK ve DAEŞ terörüyle yoğun biçimde mücadele ederken bir de ‪15 Temmuz darbe girişimini yaşadık.‬‬‬
Kendisini, halkın iradesinin ve anayasal düzenin üzerinde gören Fethullahçı Terör Örgütü hükümetimizi deviremeye ve devletimizi ele geçirmeye kalktı, milli egemenliğimizin sembolü olan TBMM’yi bombaladı, halkın silahlarını halka doğrulttu.
Ama halkımız büyük bir cesaret ve kahramanlıkla sokaklara çıkıp darbeye engel oldu. Siz Almanyalı Türkler de o gece burada sokaklardaydınız. Milletçe, demokrasimize, bağımsızlığımıza, milli iradeye ve devletimize sahip çıktık. Ben bu vesileyle hem 15 Temmuz darbe girişiminde, hem de PKK ve DEAŞ terörüyle mücadelede hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.
Bu kanlı darbe girişiminin arkasında olduğu delillerle ortaya çıkan Fethullahçı Terör Örgütü üyeleri Batı ülkelerinde ülkemiz aleyhinde bir kampanya yürütüyor. Kendilerini eğitim gönüllüsü, kültürlerarası diyalog, uyum ve demokrasi yanlısı, ılımlı, ilerici ve Avrupa değerleriyle uyumlu bir İslam anlayışının savunucusu, hatta bir nevi Müslüman Kalvinistler olarak takdim ederek sempati kazanmaya çalışıyorlar.
Alman dostlarımızın, örgütün bu sahte görüntüsüne, ülkemizdeki gelişmeleri çarpıtan propagandasına inanmamasını bekliyoruz. Bu örgüt mensuplarının kendilerini olduklarından farklı göstermekte mahir olduklarını unutmamak gerekmektedir. Bu örgütün şeffaflıktan uzak bir yapıya sahip olduğunu, akıl ve bilimden uzak bir “kişilik kültü” geliştirdiğini görmek lazımdır. Ülkemizde adaleti esas yerle bir edenlerin, düzmece davalarla masum insanları, örgüte mensup olmayan askerleri, Gülen hakkında yazan bağımsız gazetecileri cezaevine atan FETÖ üyesi polisler, hakim ve savcılar olduğunu unutmamak gerekir. Sınav yolsuzluklarıyla binlerce insanın hakkını yediklerini unutmamak gerekir. Bu örgütün işlediği suçların hepsini saymaya burada zamanım yetmez. Demokrasiye ve adalete inanan Avrupalı dostlarımızı bu örgütün gerçek yüzünü görmeye davet ediyoruz. Alman şehirlerinin Türkiye’den kaçan eli kanlı suçlular için güvenli bir sığınak haline gelmesine müsaade etmemelerini bekliyoruz.
Alman dostlarımız takdir edecektir ki demokrasilerde iktidara gelmek için siyasi parti kurup seçimlere girmek ve kazanmak gerekir. Nitekim Almanya’da da yeni bir takım siyasi partiler kurulup seçimlere girebiliyor. Şu soruyu sormak lazım: Hileli yöntemlerle ve gizlice kendi adamlarını devlet kurumlarına yerleştiren, anayasal düzenin dışında ve şeffaf olmayan bir emir-komuta zinciri oluşturarak devleti içeriden ele geçirmeye çalışan aşırı sağcı bir oluşuma Almanya müsamaha gösterir miydi? Elbette hayır. İşte biz Türkiye’de tam olarak bu söylediğimi yapan Fethullah Gülen terör örgütüyle mücadele ediyoruz.
Değerli Konuklar,
Ülkemizdeki gelişmelere paralel olarak, geçen yıl Türk-Alman ilişkileri için çalkantılı bir yıl oldu. Darbe girişiminin ilişkilerde yarattığı sarsıntılardan evvel Alman Federal Parlamentosu’nun 1915 olaylarına ilişkin aldığı karar, hem diplomatik ilişkilerimizde sıkıntı yarattı, hem de bu ülkede yaşayan 3 milyon insanımızı infiale sürükledi. Uluslararası hukukla bağdaşmayan, haksız ve adaletsiz bulduğumuz bu karara tabiatıyla hem Türkiye hem de Almanya Türk Toplumu tepki gösterdi. Bu kararın hukuki bir geçerliliği bulunmadığının Alman tarafınca açıklanması üzerine diplomatik ilişkilerimizde normalleşme süreci başladı.
Elbette devletler arasındaki ilişkilerde zaman zaman iniş-çıkışlar olabilir. Türkiye ve Almanya arasında sıkı siyasi bağlar, yoğun ekonomik- ticari ilişkiler, bölgesel konularda ortak çıkarlar bulunmaktadır. Hepsinden de önemlisi, iki ülke, burada yaşayan 3 milyonluk Türk toplumu dolayısıyla kuvvetli insani bağlarla bağlıdır. Bu yüzden, iki ülke için işbirliğinden daha iyi bir seçenek olmadığını her iki taraf da bilmektedir.
Değerli Konuklar,
Türkiye’de ve ikili ilişkilerimizde yaşanan gelişmeler doğal olarak Almanya Türk toplumunu da etkilemiştir. Uzun yıllar burada yaşıyor olsalar da, Anadolu insanının ata topraklarındaki gelişmeleri takip etmesi, Türkiye’deki akrabalarıyla sevinip üzülmesi doğal görülmelidir. Almanya’da yaşayan toplumumuz, her konuda görüşlerini ifade etmek için demokratik haklarını kullanıyor. Bunu “Türkiye’deki sorunların Almanya’ya ithal edilmesi” olarak görmemek lazımdır. Tersine demokrasiye ve haklarına sahip çıkan Almanya Türk toplumu ile gurur duymak gerekir. Toplumumuz, görüşlerini açıklarken veya kimi durumlarda tepki gösterirken, yasalar çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğinin bilinciyle davranmaktadır. Basında abartılarak sunulan bazı münferit hadiseleri genelleştirmek ve tüm topluma mal etmek doğru olmaz.
Değerli Konuklar,
2016 yılında Almanya’da yabancılara, özellikle de Müslümanlara yönelik saldırılarda görülen artıştan endişe duyuyoruz. Türk camilerine ve derneklerine karşı saldırılar da sıklaşmıştır. Irkçıların ve PKK gibi terör örgütlerinin gerçekleştirdiği bu saldırıların faillerinin bulunamaması toplumumuzda infial yaratmaktadır. Saldırganların cezasız kalması, adeta yeni saldırıları cesaretlendirmektedir. Alman yetkililerin bu konuya daha fazla duyarlılık göstermelerini bekliyoruz.
Elbette aşırı sağın güçlenmesi ve İslam karşıtlığının artmasının bazı sebepleri var. Mülteci krizinin yanı sıra, İslam’ın adını kullanan, ancak Müslümanlıkla ve insanlıkla ilgisi olmayan teröristlerin düzenledikleri saldırıların Müslümanlara ve yabancılara karşı önyargıları ve korkuları beslediğini görüyoruz. Aşırı sağcıların halkın korkularını suistimal ederek oylarını artırdıklarına şahit oluyoruz. Samimi Müslümanlar olarak bizler, birbirini besleyen bu kısır döngüyü kırmak zorunda olduğumuzu biliyoruz ve kendi payımıza düşeni yapmaya hazırız. Berlin’de, İstanbul’da ve daha pek çok yerde yapılan insanlık dışı terör saldırılarını her zaman kınıyoruz. Aynı zamanda da terörün herhangi bir dine mal edilmesine karşı çıkıyoruz. Teröristlerin aslında en büyük zararı İslam’a ve Avrupalı Müslümanlara verdiğini biliyoruz. İşte bu yüzden cami-derneklerimiz “açık kapı günleriyle”, iftar programlarıyla ve çeşitli etkinliklerle Alman dostlarına ve komşularına gerçek İslam’ı, İslamiyetin bir barış dini olduğunu anlatıyor ve böylelikle yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığıyla mücadeleye katkı sunuyor.
Alman dostlarımız şunu bilmelidir ki, aşırı sağcı akımlarla, yabancı düşmanlığıyla ve İslam karşıtlığıyla mücadele ederken olduğu gibi, Selefilik gibi aşırı akımlarla, radikalleşmeyle, DAEŞ ve benzeri kanlı terör örgütleriyle mücadele ederken de Almanya’ya en güçlü desteği veren ve her zaman verecek olan Türk toplumudur.
Anadolu İslam geleneğini, demokrasiyi ve barış içinde bir arada yaşama felsefesini benimsemiş Türk toplumu Almanya için bir şanstır.
Türkler bu aşırılıklarla mücadelede sizin doğal müttefikinizdir ve Temmuz ayında Türkiye’de yaptıkları gibi Almanya’da da demokrasinin savunucusu konumundadır.
Türkiye kökenli Alman seçmenler, bu yıl Mayıs ayında yapılacak eyalet seçimlerinde ve sonbaharda yapılacak federal seçimlerde sandığa giderek Almanya’da barış ve uyum içinde bir arada yaşamaya ve demokrasiye katkılarını ortaya koyacaktır.
Başta DİTİB olmak üzere, Almanya Türk toplumunun kurduğu dernekler toplumsal barışa, kültürlerarası diyalogun geliştirilmesine ve uyuma hizmet etmekte, radikalleşmeyle mücadelede önemli katkılar sunmaktadır. Dolayısıyla, asılsız bir takım suçlamalarla ve aleyhte kampanyalarla Türk toplumunun sivil toplum kuruluşlarını yıpratmak toplumsal barış ve huzura zarar verecek, ayrıca yabancı düşmanı aşırı sağcıların ekmeğine yağ sürecektir.
Sözlerime burada son veriyor, 2017’nin birbirimizi dinleyeceğimiz ve anlamaya çalışacağımız bir yıl olmasını temenni ediyorum.