Türkiye Cumhuriyeti

Düsseldorf Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

SOLİNGEN FACİASININ 23. YILDÖNÜMÜ ANMA TÖRENİ KONUŞMASI, 29.06.2016

SOLİNGEN FACİASININ 23. YILDÖNÜMÜ ANMA TÖRENİ KONUŞMASI

Sevgili Mevlüde Teyze, Durmuş Amca ve Genç Ailesinin tüm mensupları,
KRV Başbakan Yardımcısı ve Eğitim ve Öğretim Bakanı Sayın Sylvia Löhrmann,
KRV Çalışma,Uyum ve Sosyal İşler Bakanı Sayın Rainer Schmeltzer,
Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Sayın Kudret Bülbül,
Solingen Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tim Kurzbach,
Değerli Konuklar,
Saygıdeğer Basın Mensupları,

İnsanlık adına utanç verici bir olayın 23. yıldönümünde burada toplandık. Yabancı düşmanı ırkçı bir grubun Genç ailesinin evini kundaklaması sonucunda Gürsün İnce, Hatice, Hülya ve Saime Genç ile Gülistan Öztürk hayatını kaybetmiş, Bekir Genç, Güldane İnce ile altı aylık Burhan Duran ise yaralanmıştı.

Genç ailesinin bu faciada hayatlarını kaybetmiş olan yakınlarına Allah’tan rahmet diliyor, Mevlüde ve Durmuş Genç’e ve ailenin değerli fertlerine en içten duygularla başsağlığı dileklerimi sunuyorum. Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçisi Sayın Hüseyin Avni KARSLIOĞLU’nun da başsağlığı dileklerini ve bu elim hadisenin bir daha yaşanmaması temennisini iletmek istiyorum.

Değerli Konuklar,
Dışişleri Bakanlığında çalışmaya başladığım ilk yıllarda genç bir memur olarak ilk görevlerimden birisi, 1993 baharında Alman Çevre Bakanına refakaten bu elim saldırıda hayatını kaybeden 5 kişinin Amasya’nın Mercimek köyündeki mezarlarını ziyaret etmek olmuştu. Aradan geçen 23 yıl sonra Solingen’de düzenlenen bu anma töreninde o günkü acıyı net biçimde hatırlıyorum.

Böyle acı bir olayın bir daha yaşanmamasını sağlamak için yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi ile mücadele daima gündemimizin ilk sırasında yer almalıdır. Son bir yıl içinde yaşananlar buna duyulan ihtiyacı daha da arttırmıştır. Mülteci akını, terör saldırıları ve bazı kentlerde yaşanan taciz olaylarının göçmenlere karşı korkuları ve olumsuz duyguları arttırdığını, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi gibi hasta zihniyetlerin bugün hala taraftar bulabildiğini üzülerek görüyoruz. Aşırı sağcı kesimlerin, halkın korku ve endişelerini suistimal ederek, hatta körükleyerek siyasi prim yapma arayışına girdiklerine ve maalesef seçimlerde başarı elde ettiklerine tanıklık ediyoruz. Oysa siyasetçilerin ve kanaat önderlerinin, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın toplumsal huzur ve barışa büyük bir tehdit oluşturduğunun bilinciyle ve sorumluluk duygusu içinde hareket etmesi, ırkçılığı cesaretlendirebilecek beyanlardan kaçınmaları gerekmektedir. Keza, medya tarafından yapılan yayınlarda göçmenleri ve belli bir dinin mensuplarını hedef haline getirebilecek ifadelerden kaçınılması önem taşımaktadır.

Yabancı düşmanlığının sonuçlarına dair bazı rakamları buradan paylaşmak isterim. 2015’te Almanya çapında işlenen aşırı sağ saikli suçların 23.000 civarında olduğu açıklanmıştır. Aynı yıl mültecilere ve mülteci yurtlarına karşı 1000’den fazla saldırı gerçekleşmiştir. Yine geçen sene Almanya çapında 31 Türk camisi saldırıya uğramıştır. Bu rakamlar bizim için alarm verici olmalıdır.

Değerli Konuklar,
Solingen’de yaşanan bu korkunç olayın tekerrür etmemesi için çok kültürlülüğün bir tehdit değil, bir zenginlik olduğunun, göçmenlerin aslında Almanya’nın her alanda kalkınmasına katkıda bulunduğunun açıklıkla anlatılması gerekmektedir. Türkler, dilleri, dinleri ve kültürleriyle bu topluma renk ve zenginlik katmakta, girişimci ruhları ve alın terleriyle ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Bu bilincin toplumda yerleşmesi ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla mücadelede bir ön şarttır.

Uyum iki taraflı bir süreçtir. Uyum ve barışçıl bir arada yaşama konusunda göçmenlerin olduğu kadar yerleşik toplumun da sorumluluk üstlenmesi ve kucaklayıcı bir tavır içinde olması beklenir. Bu sorumluluklar arasında, göçmenlere eğitim ve istihdam başta olmak üzere her alanda fırsat eşitliğinin sağlanması, ayırımcı uygulamaların ortadan kaldırılması, dinsel ya da etnik olarak ötekileştirme çabalarına geçit verilmemesi yer almaktadır.
Diğer bir sorumluluk da yabancı düşmanlığı veya İslam karşıtlığı temelinde göçmen kökenlilere yönelen saldırıların faillerinin bulunması ve cezalandırılmasıdır. Neo-Nazi NSU terör örgütünce işlenen cinayetlere yönelik soruşturma sürecinde tespit edilen ihmaller ve hatalar; cinayetlerin aşırı sağcılar tarafından işlendiği ihtimalinin uzunca bir süre yetkili makamlarca göz ardı edilmiş olduğunun anlaşılması Türk toplumunun güvenini sarsmış, bu ülkedeki geleceklerine dair endişelere yol açmıştır. Türk toplumunun beklentisi, NSU cinayetleri başta olmak üzere, ırkçılık ve İslam karşıtlığı bağlantılı tüm saldırıların faillerinin ve ilişkide oldukları tüm odakların ortaya çıkarılarak cezalandırılmasıdır. Bu ülkenin asli bir parçası olan Türk toplumunun sarsılan güveninin geri kazanılması, ancak olayların üzerine ciddiyetle gidildiğinin görülmesiyle mümkün olacaktır.

Uyum içinde bir arada yaşama konusunda bizim toplumumuza düşen sorumluluklara da değinmek isterim. Türklerin, kültürel kimliklerini koruyarak Alman toplumuna uyum sağlamaları, yasalara saygılı, Almanca bilen, iyi eğitim görmüş, meslek sahibi başarılı bireyler olarak, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel hayata aktif katılım sağlamaları önem taşımaktadır. Türk toplumu, yabancı düşmanlığıyla, bilhassa İslam karşıtlığıyla mücadele etmek ve Alman halkının endişelerini gidermek için aktif çaba harcamalıdır. İnsanlıktan nasibini almamış teröristlerin göstermeye çalıştığının aksine, İslam’ın bir barış ve sevgi dini olduğunu, camilerimizin kapılarının herkese açık ve şeffaf olduğunu, komşularımızdan başlayarak Alman halkına daha iyi anlatmalıyız.

Değerli Konuklar,
Türkler ve Almanya’yı ikinci vatan olarak seçen tüm göçmen kökenliler, elbette kültür ve inançlarıyla birlikte Almanya’ya aittir. Bu gerçeğin farkında olan sağduyulu çoğunluğun, çeşitli şehirlerdeki ırkçı gösteriler karşısında daha kalabalık karşı gösteriler düzenleyerek göçmen kökenlilerle gösterdiği dayanışma takdir edilecek düzeydedir.
İşte bu nedenle biz, Alman dostlarımızın ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığıyla mücadeleyi, bizimle ele ele ve kararlılıkla sürdüreceklerine inanıyoruz. Bu mücadelede Solingen kentinin ve Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinin öncü rol oynamaya devam edeceği muhakkaktır.

23 yıl önce açılan yarayı hatırlamak ve bundan ders çıkarmak için bu anma töreninde bir araya gelmemiz, bu duyarlılığın bir göstergesidir. Anma töreninin hemen ardından verilecek Gümüş Ayakkabı Ödülü de, göçmen kökenlilerin uyumu ve barış içinde bir arada yaşama konusunda başarılı çalışmalar yapanları taltif ederek, böyle bir olayın yeniden tekrarlanmaması konusundaki kararlılığın bir simgesidir.

Bu elim hadiseyi unutmamak ve unutturmamak amacıyla, bu anlamlı etkinliği düzenleyen Solingen Belediyesine ve törene katılarak duyarlılığını ortaya koyan herkese teşekkür ediyorum.

Genç ailesinin telafisi mümkün olmayan büyük acılarına rağmen, düşmanlık ve nefret hislerine kapılmadan, metanetli ve sağduyulu bir yaklaşımla verdikleri “dost olalım” mesajının, başta yabancı düşmanları olmak üzere tüm insanlığa ders olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.